23 Kasım 2017 Perşembe

84 yaşındaki Muzaffer amca

Çok çalışmış zamanında fabrikalarda. Genç yaşında anası demiş ki “oğlum artık evlen koskoca adam oldun”. Ailesinin de tanıdığı bir ailenin ortanca kızıyla birbirlerini hiç tanımadan evlenmişler. Ama yıllar geçtikçe çok sevmiş eşi Fadime teyzeyi. O da öleli neredeyse 2 yıl olmuş. Fadime teyzenin çeyizinden kalma dantelin üzerinde duruyor renksiz eski düğün fotoğrafları. Bir başına kalakalmış Muzaffer amca koskoca şehirde, zamanında zar zor satın aldığı eskimiş evinde. Odasından banyosuna, mutfağından salonuna babasından kalma bastonuyla gidiyor, zor yürüyor adamcağız. Ama buna rağmen her gün mutlaka çayını ince belli bardağında da içiyor valla.
Yemeğini de öyle böyle karısından öğrendikleriyle yapmaya çalışıyor. Sağ olsunlar üst komşusu olan yeni evli çift ile apartman yöneticisi Osman beyin eşi Ayten hanım ara sıra bir eksiği var mı diye soruyorlar. Bizim Muzaffer amca ise “yok evladım sağ olasın” diyerek yolluyor her seferinde. Kimseye yük olmak istemez çünkü, böyle de düşünceli işte. Tabi yıl olmuş kaç, Muzaffer amca dışarı çıkıp ihtiyacını çok göremese de, arayıp sokağın bakkalını “bir kutu beyaz peynir, bir tane ekmek, yarım kilo zeytin, bir de karpuz getirir misin evladım, çok severdi hanımım eksik olmasın evinden” diyebiliyor. Bu arada Muzaffer amca çok sever akşam haberlerini izlemeyi. Üzeri eskimiş, çiçekleri solmuş olan bordo renkli tek kişilik koltuğuna oturur yavaşça, alır eline de kumandasını tek tek haber gezer. Merak ettiyseniz eğer sadece bir oğlu var o da yurtdışında. Emekli maaşıyla geçinen Muzaffer amcaya ara sıra para yollar, 10-15 günde bir arayıp halini hatırını sorar sağ olsun. Çok düşkündür oğluna yani ailesinden geriye tek kalanına. “Neden seninle ilgilenmiyor” diye sor hemen “çalışıyor evladım o, ekmek parası ne yapsın çocuk” der. ”Ne mi yapsın Muzaffer amca?” diye haykırası geliyor insanın, ama “haklısın” çıkıyor ağzından yapabileceği onca şey varken. Çok şükür Muzaffer amcanın yaşamasına engel büyük hastalıkları yok. Bilirsiniz işte tansiyon, şeker falan. Ama ona göre en büyük engel yaşı ve yalnızlığı. Bekleyeni varmış gökyüzünde. “Anamla yârim oradayken yaşamak neye yarar” diyor kısılmış sesiyle. Yine de yitirmiyor neşesini, kırış kırış olmuş yüzüne rağmen güldüğünde yine de gösteriyor gamzesini.

Bir gece vakti koskoca İstanbul’a bakarsanız, dairesinden çıkan loş ışığından tanıyabilirsiniz onu. Yaşıyor Muzaffer amca işte, öyle ya da böyle…

(Bu yazının her türlü hakkı saklıdır. İzinsiz ve isimsiz kullanılması yasaktır.)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme